Allgemein

Hindistan cevizi yağı tüketmenin faydaları

Hindistan cevizi yağı, diğer tüm hindistan cevizi ürünleri ile birlikte, birçok toplumun temel gıdaları arasında yer alır. Hindistan cevizi yağı insan sağlığı için son derece fayda sağlar. Doymuş yağları kınayan bir toplum olmamıza rağmen, hc yağı ‘sağlıklı’ kabul edilir. Fakat bu noktaya gelene kadar büyük karalamalardan geçtik maalesef.

Bende bu yazıda hc yağını neden birçok tarifimde kullandığım ve tavsiye ettiğimi anlatmak istedim.

Hc yağının sindirimi çok kolaydır. Kan lipit seviyesini düzenler, antimikrobiyal etkisi var ve kilo aldırmaz. Peki, neden bunlara rağmen bazı uzmanlar tamamen anlamsızca hindistancevizi yağını tüketmemeyi tavsiye ediyor? Yazının sonunda bu konuya da değinmek istiyorum…

Özetle yazı içeriğimiz:

  • En doğal yağlardan biri
  • Yağ asidi birleşimi
  • Kolay sindirilebilir ve daha az kalori içerir
  • Virüslere, bakterilere ve mantarlara karşı korur :
    • Herpes ve diğer virüslere karşı laurik asit
    • Klamidya & benzerine karşı kaprik asit
    • Mantara karşı kaprik ve laurik asit
  • Bağırsak florasına zararsız orta zincirli yağ asitleri
  • Hc yağı & kalp hastalıkları
  • Arterioskleroza karşı hc yağı
  • Demansa karşı hc yağı
  • Hc yağı lipom oluşumunda rol alırmı?
  • Gıda endüstrisinin kurbanı hc yağı
  • Gerçek suçlular

Hc yağı – en doğal yağlardan biri

Hc yağı, insanlar için mevcut olan en doğal yağlardan biridir. Olgun bir hindistan cevizinin yaklaşık yüzde 35 yağından oluşur. Hindistancevizi, Güney Denizi’ndeki insanlar için, diyabet, kolesterol, kalp krizi ya da felçlerden hiç endişe duymaksızın binlerce yıldır sağlıklı yaşamı destekleyen temel bir gıdadır. Hc yağının yağ asidi birleşimini bileni bu durum çok da şaşırtmayacaktır.

Bu yağ çoğunlukla, hatta yüzde 90’ın üzerinde, doymuş yağ asitlerinden oluşur. Gereksiz ve yersiz yere uzun süredir doymuş yağlar sağlığımıza zararlı olduğu öğretildi. Doymuş yağ asitlerinin zararlığı olduğu, yüksek kolesterol seviyelerine ve er ya da geç kalp krizlerine ve felçlere yol açtığını muhakkak duymuşsunuzdur.

Peki, bahsi geçen bu toplumların yüksek hc yağı tüketimine rağmen sağlıklı kalması mümkün mü?

Bilimsel analizler ve araştırmalar Hc yağının sağlıklı olduğunu kanıtlamış bulunmakta.

İlk olarak hindistancevizi yağının yağ asidi bileşimini inceleyelim:

Hc yağının yağ asidi bileşimi

Hindistan cevizi yağının yağlı asit bileşiminin detaylı bilgileri bu bağlantı altında bulabilirsiniz: http://innoleague.com/Coconut%20oil%20and%20derivates.pdf

Hc yağında en yüksek oranda orta zincirli yağ asitleri olarak laurik asit, kaprik asit ve kaprilik asit bulunur. Bunların arasında en iyi bilinen ve en araştırılmış olan laurik asittir. Hc yağı, yağ asitlerinin yarısından fazlası orta zincirli olan tek doğal yağdır.

Fakat orta zincirli yağ asitleri nedir?

Orta zincirli yağ asitleri, belirli bir zincir uzunluğuna sahip doymuş yağ asitleridir. Örneğin, stearik asit gibi uzun zincirli bir yağ asidi, 18 karbon atomlu bir zincirden (C karbon için) oluşurken, kaprilik asit, sadece 8 karbon atomundan, kaprik asitten 10 ve laurik asitten 12 karbon atomundan oluşur.

Orta zincirli yağ asitleri, dolayısıyla, 8 ila 12 C-atomlu zincirlerden ve 14 ila 24 C-atomlu zincirlerin uzun zincirli yağ asitlerinden oluşur.

Neyse bu sıkıcı teorik bilgileri atlattığımıza göre başlayabiliriz.

Bu önemliydi çünkü yağ asitlerinin birleşimi aynı zamanda hindistan cevizi yağınının özelliklerinin büyük bir bölümünü oluşturur.

Kolay sindirilebilir ve daha az kalori içerir

Orta zincirli yağ asitlerinin sindirimi çok kolaydır. Sindirimi için safra asitlerine ihtiyaç duymazlar. Suda çözülebilir ve dolayısıyla kan dolaşımından direkt olarak karaciğere taşınabilirler. Bir başka avantajı organizmamız tarafından çok hızlı bir şekilde enerji olarak kullanılabimesi ve aynı zamanda yağ olarak kolay kolay depolanamaması. Üstelik orta zincirli yağ asitleri diğer yağ asitlerine göre gram başına daha az kalori miktarına sahiptir. Bu özellikleri sayesinde hc yağı zayıflamayı desteklemesi ve kilo almada katkıda bulunmamasıyla bilinir.

Hc yağının bu özelliği 2001 yılında The Journal of Nutrition’da yayınlanan Japon bir araştırma ile doğrulanmıştır.

Araştırmada 78 kilolu ama sağlıklı katılımcılar (23 yaş üzeri BMI’li kadın ve erkek) iki gruba ayrıldı. Her ikisi grup da 12 haftalık çalışma süresince aynı besinleri yediler, sadece bir grup (A) günde 60 gram orta zincirli yağ asidi aldı ve diğer grup (B) 60 gram uzun zincirli yağlı asit yağı aldı.

Her iki grup da kilo verdi. Fakat A grubu, grup B’den büyük bir farkla daha fazla zayıfladı. Ve sadece bu değil.

Normalde diyetlerde, kas kütlesinin sıklıkla azaldığı, vücut yağının ise sadece çok yavaş bir şekilde azaltılabileceği bilinmektedir. Fakat A grubunda deri altı dokunun daha yüksek bir yağ kaybı olduğu gözlemlenmiştir.

Araştırmacılar, orta zincirli yağ asitlerinin vücut ağırlığını ve yağını uzun zincirli yağ asitlerinden daha iyi azaltabildiği sonucuna varmışlardır.

Hindistan cevizi yağının bir başka çok özel ve benzersiz etkisi virüslere, bakterilere ve mantarlara karşı koruyucu özelliğidir.

Virüslere, bakterilere ve mantarlara karşı korur

Hc yağının orta zincirli yağ asitleri, hem dahili hem de harici olarak antimikrobiyal, antiviral ve antimikotik bir etkiye sahiptir.

Bu nedenle mantar hastalıkları için tercih edilen bir cilt yağıdır.

Peki, hc yağı bakteri ve benzerlerine karşı nasıl korur?

Herpes ve diğer virüslere karşı laurik asit

Orta zincirli laurik asit hc yağında bulunan yağ asitlerinin yaklaşık yüzde 50’sini oluşturur. İnsan vücudunda laurik asidi ilk olarak monolaurine dönüşür.

Her ne kadar serbest laurik asitin de antimikrobiyal özelliklere sahip olduğunu gösteren çalışmalar bulunsada, monolaurin – bir monogliserit -direkt olarak virüslere ve bakterilere karşı etki eder.

Monolaurin, insan ve hayvan organizmasında özel bir lipid zarı ile korunmuş virüsleri (örneğin HI, herpes, sitomegalovirüs ve influenza) savuşturabilir.

Monolaurin virüsler için büyük bir tehlikedir, çünkü bu koruyucu zarı çözebilir ve böylelikle virüsün inaktivasyonuna yol açar.

Hc yağındaki yağ asitlerinin yaklaşık yüzde altı ila on oranında kaprik asitten oluşur. Kaprik asit Laurik asit gibi benzer faydalı özelliklere sahip orta zincirli bir yağ asididir.

Chlamydia & benzerine karşı Kaprik Asit

Kaprik asit, özellikle insan veya hayvan organizmasında monogliserit, yani monokaprin haline dönüştürüldüğünde etkilidir. Üstelik Monocaprin herpes simplex virüslerine karşı antiviral etsinin yanı sıra klamidya ve diğer cinsel yolla bulaşan bakterilere karşı antibakteriyel özelliği açısından test edilmektedir.

Bu konuyla ilgili eski çalışmalar, örneğin Thormar ve ark. (1999), monokaprin’in HIV de dahil olmak üzere virüsler üzerindeki etkisizleştirici özelliğini göstermişlerdir.

Orta zincirli yağ asitlerinin klamidyaya karşı nasıl etki ettiği Bergsson ve ark. (1998) tarafından kanıtlanmıştır.

Genel olarak, laurik asit veya monolaurin, diğer orta zincirli yağ asitlerinden veya monogliseritlerinden daha yüksek bir antiviral aktiviteye sahiptir.

Orta zincirli yağ asitleri tarafından inaktive edilebilen virüsler arasında HIV, Kızamık virüsü, herpes simplex 1 virüsü (HSV-1), veziküler stomatit virüsü (VSV), visna virüsü ve Sitomegalovirüs yer alır.

Bununla birlikte, hc yağının yağ asitleri sadece virüslere ve bakterilere karşı değil, aynı zamanda – daha önce de belirtildiği gibi – mantarlara karşı mücadele de yardımcıdır.

Mantarlara karşı etkili

Aynı zamanda hc yağındaki orta zincirli yağ asitleri örneğin Candida gibi fungusların aktivitesini de azaltır.  Birçok araştırma, Kaprik asidinin ağız alanındaki Candida kolonileri üzerinde anti-mantar etkisinin yanı sıra hem kaprik asit hem de laurik asit tarafından üç farklı Candida grubunun yıkımını göstermiştir.

Bu nedenle hc yağı her türlü mantar enfeksiyonu için kullanılabilir.

Hc yağının tüm bu antimikrobiyal özelliklerini okuyuncai doğal olarak bakterilerle birlikte bağırsak florasına zarar verip vermediğini merak edebilirsiniz.

Bu konuya da açıklık getirelim hemen:

Bağırsak bakterilerine zararsız orta zincirli yağ asitleri

Orta zincirli yağ asitleri veya bunların monogliseritleri örneğin monolaurinin yararlı bağırsak bakterileri üzerinde herhangi bir zararlı etkiye sahip olmadığı, sadece potansiyel olarak patojenik mikroorganizmalar üzerinde etkili olduğu görülmemektedir.

Örneğin Isaacs (1990) tarafından yönetilen araştırmacılar bağırsakları sık sık Escherichia coli gibi kolonize eden yaygın mikropların monolaurin ile inaktive edildiğini ıspatlamıştır.

Aynı zamanda Haemophilus influenza, Staphylococcus epidermidis ve Gram-pozitif grup B streptococcus gibi patojenik mikroplar üzerinde çok güçlü bir inaktivasyon gözlemlenmiştir.

Elbette bakterileri, virüsleri ve mantarları inaktive edebilecek bir yağ harika bir besindir. Peki ya hc yağının kalp- damar sağlığı ve kolesterol düzeyinin üzerindeki etkisi nedir?

Bu yağ kalp, kan damarları ve ayrıca kolesterol seviyesi üzerinde çok faydalı bir etkiye sahiptir. Daha detaylı bilgilenelim:

Hc yağı ve kalp hastalıkları

Hc yağının kalp hastalıkları üzerindeki etkiyı kırk yıl süren eden bir araştırma şöyle sonuçlandırdı:

Bu besin kalp hastalıkları için risk faktörlerini en aza indirmede son derece yararlıdır.

Blackburn ve diğ. (1988) “Hc yağının serum kolesterol ve aterojenez üzerindeki etkileri” ile ilgili yayınlanmış literatür incelemesi sonucunda Hc yağının, yeterli linoleik asit ile diğer yağlar ile tüketildiği taktirde, aterojenez açısından nötr yağları temsil ettiğini göstermiştir (Aterogenez = Arteryoskleroz gelişimi / gelişimi).

Kurup & Rajmoran 90lı yıllarda aynı konuyla ilgilenip 64 kişilik bir araştırmada hc yağı tüketiminin tüm kolesterol değerlerinde istatistiksel olarak bir değişikliğe sebep olmadığını ıspatlamıştır. Sonuçlar, 1995 yılında Hindistan’da ‘Coconut and Coconut Oil in Human Nutrition’ Sempozyumu’nda açıklandı.

Daha önce Kaunitz & Dayrit 1992 yılında tüm hayatları boyunca bolca hindistancevizi tüketen toplumların epidemiyolojik verilerini araştırdı ve yazdı. Sonucu şu şekilde yayınladılar:

“Yapılan toplumsal araştırmalar yüksek hc yağı tüketimi yüksek serum kolesterol, mortalite veya koroner kalp hastalığı mortalitesi ile sonuçlanmadığını göstermektedir.”

Ayrıca Mendis ve ark. (1989) Sri Lanka’da ki genç yetişkinlerde düzenli hc yağı tüketiminin yerine mısır yağına değiştirdikten sonra, kötüleşen lipid değişiklikleri gözlemlediler.

Serum kolesterol seviyesi ortalama % 18.7 ve LDL kolesterol seviyesi %23,8 düşmesinin yanı sıra, HDL kolesterol seviyeleri mısır yağı nedeniyle %41,5 oranında azalma göstermiştir. Böylelikle HDL kabul edilebilir değerinin altına düşmüştür – ki bu çok kötü bir işaret.

Önceleri, Prior ve diğ. (1981) benzer sonuçları yayınlamışlardır: hc yağı tüketiminden dolayı büyük oranda doymuş yağ tüketimi, sağlık sorunlarına sebebiyet vermediği kanıtlanmıştır.

Bu toplumların Yeni Zelanda’ya göç etmesi nedeniyle hc yağı tüketimi azalmasıyla birlikte total kolesterol ve LDL kolesterol artmış ve HDL kolesterol değerlerini düşüş göstermiştir.

Mendis & Kumarasunderam (1990) ardından tekrar hc yağı ile soya yağının normal kan lipit düzeylerine sahip insanlarda karşılaştırdığında, soya yağı bu arzu edilen lipoprotein seviyesini düşürken hc yağı tüketimi, HDL kolesterol düzeylerinin arttırmıştır.

Arteryoskleroza karşı hc yağı

Bir başka araştırmada, Herpes- ve Sitomegalovirüsler’in kan damarlarında aterosklerotik tıkanmasında ve anjioplasti sonrası arterlerin yeniden daralmasıda rol alabileceği öne sürmüştür (1984’de New York Times’da yayınlanmıştır).

İlginç olan monolorin’in antimikrobiyal özelliği – yukarıda da belirttiğim gibi – tam da bu herpes ve sitomegalovirüsleri engellediğini, fakat bunu organizmamız sadece laurik asit tüketimiyle oluşturabileceği gerceğidir. Hindistancevizi yağında lorik asit bulunur.

2013 yılında bu konu ile ilgili Lawrence tarafından yapılan geniş çaplı incelemeyi şu bilgilerle özetleyebiliriz:

  • Önceki çalışmalarda doymuş yağ ve düşük doymamış yağ tüketiminin kolesterol ve kalp hastalığı riskini artırdığı öne sürmüş olsa de, bu yönde kanıtlar her zaman zayıf olmuştur.
  • Yıllar geçtikçe, doymuş yağların kalp hastalıkları veya diğer sağlık sorunları ile bağlantılı olmadığı, tam aksine, özellikle hc yağında bulunan doymuş yağların sağlığa faydalı olduğu bulunmuştur.
  • Günümüzde ki demans hastalığının ve koroner kalp hastalığında artışın sebeplerinden biri belki de bize tehlikeli ve zararlı gibi gösterilen doymuş yağlardan ve hc yağından kaçınmamız olmuştur.

Demansa karşı hc yağı

Alzheimer tarafından etkilenen beyin, enerji kaynağı olarak yetersiz bir şekilde glukoz kullanabilir. Fakat hc yağı ile organizmamız ketonlar üretilebilir ve böylelikle beyin glukoz yerine bu ketonları enerji kaynağı olarak kullanabilir. Ketonlarla çalışan beynin Alzheimer semptomlar azalır ve hastalık daha yavaş ilerler ve hatta düzelme gösterebilir.

Kansere karşı hc yağı

Kanserde bile, hc yağını beslenmeye entegre edilmesi mantıklı. Zaten fazlasıyla mücadele etmek zorunda kalan ve genelde yorgun olan vücut ve organizmaya kolay sindirilebileceği kalori ve eneri kaynağı sağlar. Üstelik antimikrobiyal öyellikleri sayesinde bağışıklık sistemini rahatlatır ve ayrıca bir anti-enflamatuar etkiye sahiptir.

Hatta kanser hastalarında ketojenik diyeti şiddetle tavsiye ederim. Bu beslenme şekli ile üretilen ketonlar sağlıklı vücut hücrelerini beslerken, kanser hücreleri aç bırakılarak gelişmesinde engellenir ve hastalığı yenmede etkilidir.

Hc yağı lipom oluşumunda rol alır mı?

Lipomlar çoğu zaman deri altında, sırtta, omuzda ve karın bölgesinde oluşan iyi huylu ur’lara denir.

Bu kistlerin, vücudun bir yere depolama ihtiyacı duyduğu “kötü” doymuş yağ asitleri ile dolu olduğunu düşünebilirsiniz. Ama gerçek bundan uzak.

Ateromların kimyasal analizi, yaklaşık % 40’ının doymamış yağ asitinden, % 30’undan fazlası çoklu doymamış yağ asitlerinden, yani toplam % 70’inin doymamış yağlardan ve sadece % 25’inden daha azıda doymuş yağlardan oluşturduğunu göstermiştir.

Üstelik bu doymuş yağ asitlerinin hiçbiri hindistancevizi yağından, yani ne laurik, ne de myristan asiti değildir. (Felton ve diğ., 1994)

Gıda endüstrisinin kurbanı hc yağı

Listelenen çalışmaların ve verilerinin gösterdiği gibi, hc yağının faydaları çok uzun süredir biliniyor. Fakat gıda endüstrisinin bize satmak istediği genetiği değiştirilmiş endüstriyel yağlarını bize satmak için bu sonuçlara fazla kulak verilmedi. Aksine Kolza yağı veya soya fasulyesi yağı gibi ürünleri özellikle sağlıklı gibi pazarlamaya çalışmışlardır.

Ne yazık ki, sadece hc yağı hakkında sonuçlar yaymamakla kalmadı, birde hc yağı zararlı bir yağmış gibi lanse edildi.

Otuz yıldan daha uzun bir süredir Hc yağı ve üreticileri ABD’den kaynaklanan yanlış bilgilendirmelerin ceremesini çekti. Örneğin Amerikan Soya Fasulyesi Derneği (ASA), Tüketici Koruma Organizasyonu (CSPI) ve diğer Yağ endüstrisi derneği temsilcileri tarafından yayınlanan ‘bilgilerden’ kaynaklıdır.

Dolayısıyla, CSPI ve ASA gibi kurumlardan yanlış bilgileri kaynak olarak almış bilimsel ve tıbbi yayınlar da vardı.

Ama her şey nasıl başladı?

1950’lerin sonlarında Minnesota’lı bir araştırmacı hidrojene (yani sertleştirilmiş) bitkisel yağlar kalp hastalığı artışın nedeni olduğunu iddia etti. Gıda yağ endüstrisi ekonomik kazancının düşmesi korkusuyla, sorunun sertleştirilmiş yağ asitlerinde olmadığını ve asıl zararlı olan hidrojene yağlar da bulunan doymuş yağlarda olduğunu savunmuştur. Aynı zamanda Philadelphia da bir araştırmacı, çoklu doymamış yağ tüketiminin kolesterolü düşürmeye yardımcı olduğu savunmuştur. Bu yönde bilimsel yayınlar sebebiyle gida endüstrisi doymuş yağları çoklu doymamış yağlar ile değiştirmeye odaklandı. Ancak doymamış yağların endüstriyel işlem sırasında bu yağların zararlı hale gelip özellikle tehlikeli trans yağların oluşması zamanında kimseyi ilgilendirmedi. Yavaş yavaş bu konuda bilinçlenme gözlemliyebiliyoruz.  Sonra yukarıda bahsettiğim CSPI 1986 yılında bir basın açıklamasında hurma, hindistan cevizi ve palmiye çekirdeği yağlarının doymuş yağ açısından zengin olması sebebiyle, damarları tıkadığını açıklamıştır. Ayrıca CSPI, bir üründe hindistancevizi yağı veya palmiye yağı bulunması durumunda, zorunlu “doymuş yağ” etiketi için talepte bulundu. 1988 yılında CSPI, “Saturated Fat Attack” başlıklı bir broşür yayınladı. İçerisinde ‘istenmeyen’ doymuş yağların bulunduğu ürünlerin listesi vardı. Broşürde çok sayıda ciddi hata bulunuyordu: Örneğin, yağların ve yağların biyokimyasının yanıltıcı bir tanıtımını sağladı ve birçok ürünün yağ ve yağ bileşimini yanlış temsil etti. Fakat, tüm bunlar ikincil önemde. Temel hedef tüketicinin hindistancevizi yağı gibi tropik yağlardan kaçınması ve sadece yerel yağları ve bu yağları içeren ürünleri satın alması idi.

Hc yağına saldırı ile gerçek suçludan saptırıldı

Günümüzde hala doymuş yağ asitlerinden dolayı hc yağının tüketimini tavsiye etmeyen doktorlar ve beslenme uzmanları vardır. Peki hindistan cevizi yağı eylemlerinin sonucu neydi? İnsanlar hc yağı ve diğer tropikal yağlardan kaçınmaya odaklandı. Yerine soya, ayçiçeği ve kolza yağı gibi doğal, ancak genellikle endüstriyel işlenmiş bitkisel yağları tüketildi.

Ancak, hiç kimse gerçek suçlulara, yani sertleştirilmiş yağ ve trans yağlara dikkat etmedi. Bununla birlikte trans yağlar yalnızca doymamış yağ asitlerinden oluşur, yani doymuş yağ asitlerinden transyağ oluşmaz.

Tüm saydığım sebeplerden dolayı organik soğuk sıkım hc yağınızın tadını çıkarın.

Düşündüğümden daha uzun bir yazı olduğu için dilerseniz kullanım için örnekler ve tavsiyeleri bir başka yazıda yazıyım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s