Allgemein

Şeker Endüstrisi bizi nasıl kandırdı?

Bidonlarda satılan şekerli meşrubatlar, iki litrelik kovalarda dondurma ve aile paketinde çikolata bisküvi: Özellikle ABD de şekerden uzak durmak oldukca zor olmalı.

Bizim marketlerimizde paketli ürünlerin 85%’in şeker içerdiği gerçeğini ve baklava gibi şerbetli tatlı kültürümüzü de göz önünde bulundurursak, bizim için de şekersiz hayat imkansız gibi görünebiliyor 😀

Yıllardır yağların sağlığımıza zarar verdiğini ve kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığını  duyduk. Şeker endüstrisinin yağlara karşı açtığı savaşı bu yazıda özetlemek istiyorum.

Amerikan şeker endüstrisi, şeker alımı ile ölümcül kalp hastalıkları arasındaki bağlantıyı küçümsemek için tasarlanmış bir proje başlatmıştır. Ama baştan başlayalım…

1950’lerde ve 1960’larda, ABD’de de ölümcül kalp krizleri açıkca artmıştır. Artan ölümler sebebini araştırma amaçlı bilimsel tartışmalara yol açmıştır ve çok sürmeden beslenmenin de önemli bir rol alabileceği kanıtına varıldı.

Günümüzün ABD şeker endüstrisi birliğinin öncüsü olan Şeker Araştırma Vakfı, 1960’larda New England Tıp Dergisi’nde 1960’larda kardiyovasküler hastalığın beslenme nedenlerini gözden geçirerek aşırı şeker tüketiminin risklerini küçümsemiştir.

Şeker vs Yağ

İki teori karşı karşıya kaldı.

1950’li yıllarda Amerikalı araştırmacılar, yüksek yağlı yiyeceklerin kolesterol seviyesinde artışa neden olduğunu keşfetti. Bu nedenle, düşük yağlı beslenme sağlıklı bir yaşam için şart olarak kabul edildi. Ancak çalışma şeker endüstrisi tarafından finanse edilmiştir ve yanlıştır. Üstelik yüksek kolesterol seviyesinin kalp damar hastalıkları üzerinde etkisini araştırmamıştır.

İngiliz beslenme uzmanı John Yudkin, artan şeker ve şekerli içecek tüketiminin hastalıklardan sorumlu olduğunu belirtirken ABD’li meslektaşı Ancel Keys koroner kalp hastalıklarının sebebinin yüksek doymuş yağ alımının ve yüksek kolesterolün olduğunu iddia etti.

Araştırmacıların yazışmalardan Yudkin’in hipotezi Şeker Araştırma Vakfı’nı büyük ölçüde rahatsız ettiğini gösteriyor. Dernek bu sebepten, sonuçları yüksek şeker tüketimini olumlu ışık altında gösterecek olan araştırmalar yapmaya ve yayınlamaya karar verdi.

Bu görev için Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda önde gelen bir beslenme uzmanı olan Fredrick Stare’ye başvurdular. Stare bundan kısa süre önce „Annals of Internal Medicine“ dergisinde, kan şekerinin, ateroskleroz oluşumunda serum kolesterolden daha çok etkili olduğunu belirterek Yudkin’in teorisini doğruladığı iki makale yayınlamıştı. New York Herald Tribune bu çalışmalar hakkında geniş çapta rapor vermis ve yayınlamıştır. Tam da bu sebepten Stare, şeker endüstrisinin işine yarıyabilecek ve toplumun güvenini kazanmış bir araştırmacıyı temsil ediyordu.

New York Herald Tribune’deki yayınlamadan iki gün sonra, şeker endüstrisi Proje 226’yı hayata geçirmiştir. Amaç, araştırmacılar Robert McGandy ve Mark Hegstedt tarafından yazılacak karbonhidratlar ve kolesterol metabolizması hakkında bilimsel bir inceleme sunmaktı. Baş yazar Fredrick Stare idi. Dernek başlangıçta Hegstedt’e 500 dolar (2016’da 3,800 dolara eşdeğer) ve McGandy’ye 1000 dolar (7,500 dolar) ücret teklif etmiştir. Daha sonra aynı araştırmacıların Glantz’in çalışmalarına göre dernekten toplam 6.500 dolar (48.900 dolar) kadar ücret aldıkları öne sürmüştür.

Şeker endüstrisi tarafından yaptırılan ve ‘genel bilgiler’ sunan yazı Temmuz 1967’de New England Tıp Dergisi’nde iki bölüm halinde yayınlanmıştır. McGandy, Hegstedt ve Stare bu çalışmada araştırma durumunu özetlemeyi hedeflemiş fakat şeker tüketiminin de en az doymuş yağ asitlerinin tüketimi kadar sıklıkla kalp krizi ile uluslararası yazılarda bağlantı haline getirildiği gerçeğini gizlememişlerdir.

Ancak, sonuç olarak “epidemiyolojik, deneysel ve klinik kanıtlara dayanarak”, doymuş yağlardan kaçınmanın, doymamış yağ tüketimini arttırmanın ve kolesterol içeren gıdalardan kaçınmanın sağlığımıza yararlı olacağı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla kalp krizi oranındaki artıştan doymuş yağlar ve kolesterol sorumlu tutulmuştur. Üstelik şekerin muhtemel rolünün bahsi dahi geçmemiştir.

Yazarlar, kamu fonlarına ek olarak, Şeker endüstrisinden de ücret aldıklarını belirtmiştir. Fakat Şeker Araştırma Vakfı’ndan doğrudan gelen fondan bahsetmemişler ve New England Tıp Dergisi’nin okuyucuları henüz Proje 226’nın varlığından bile haberdar değiller. Ne mutlu ki bu konuda kurallar değişti ve araştırmalarda daha fazla şeffaflık şart oldu.

Amerikan Şeker Endüstrisi Konfederasyonun kendisi ‘tüm araştırma faaliyetlerinde daha fazla şeffaflığa ihtiyaç duyulduğunu’ ifade ederken, aynı zamanda mevcut tartışmadaki rolünü de küçümsedi. Günümüzün finansman ve sponsorluk açıklaması ve şeffaflık standartlarını düzenleyen kurallar, ozamanın kuralları ile aynı olmadığı belirtmiştir.

Böylece şeker endüstrisi, aşırı şeker tüketiminden olumsuz etkilerini küçümsemeyi ve yağ ile kolesterolü asıl etken olarak göstermekle kalmadı, aynı zamanda beslenme ile ilgili araştırmalarının gelecekteki yönünü belirlemiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s