Allgemein

Kanser ve Beslenme

Günümüzde her ikinci kişiye ömründe en az bir defa kanser teşhisi konulduğunu biliyor muydunuz? Bu da kişilerin hayattaki önceliklerini, yaşamını ve hayata bakışlarını dahil her şeyi etkiliyor. Hastalığa yakalananlar kanserin ne olduğunu ve tedavi yöntemlerini araştırırken, hasta olmayanlar da korunma yöntemlerini öğrenmeye çalışıyor. En çok gündeme gelen konulardan biri de nasıl beslenmemiz gerektiği.  Kanserli bireyin beslenmesi de, hayatının diğer dönemlerinden çok daha önemli aslında.

Tedavi süresince doğru beslenme, bağışıklık kazanmayı, güçlü ve enerjik kalmayı sağlar. Üstelik psikolojik olarak daha iyi hissettirir. Bu sebeplerden bazı araştırmalar tedaviyle birlikte iyi beslenen bireylerin; kanserin agresif tedavi yöntemleri olan kemoterapi, radyoterapi, cerrahi operasyonlar ve biyolojik tedavilerin yan etkilerine karşı dayanıklık ve direnç kazandırdığını gösteriyor.

Hepimizde kanserli hücre var!

Aslında hepimizin vücudunda kanserli hücreler bulunuyor. Yaşayan bütün organizmalar gibi bizim vücudumuz da devamlı hasarlı ya da dejenere hücreler oluşur. Peki, buna rağmen neden hepimiz kansere yakalanmıyoruz?  Çünkü normalde hepimiz bu kanserli hücreleri yok etmek üzerine tasarlanmış bir organizmaya sahibiz. Fakat vücudumuzun bu savaşçı tarama mekanizmayı desteklemek yerine onu kösteklersek kanserli hücreleri kanser hastalığını meydana getirirler. Bu hücreler de normal hücreler gibi davranmazlar. Bir müddet sonra çevrelerindeki dokuları zehirler ve enflamasyona neden olurlar. Yani kanser hücreleri vücutta ne kadar çok enflamasyona neden oluyorsa, lenf bezlerine ve diğer organlara sıçrama olasılığı da okadar artıyor. 

Şekerle kanser ilişkisi?!

Son yıllarda vücudumuza daha fazla şekerin girdiği maalesef inkar edilemez bir gerçek. Sadece beyaz sofra şekerinden bahsetmiyorum. Bir araştırmaya göre bile isteğe tükettiğimiz beyaz şeker şeker tüketimimizin yalnızca %17 sini kapsıyor. Bu da demek oluyor ki büyük bir çoğunluğunu fark etmeden alıyoruz. Hazır besinlerin birçoğunda şeker veya şekere benzer kimyasallar bulunuyor. Bu da hiçbir fayda sağlamadığı gibi kanser dahil birçok hastalığa zemin hazırlıyor aslında. Dolayısıyla şekerden mümkün olduğunca uzak durmalı. Sadece kansere yakalanmış hastalar değil herkesin uzak durması gerekiyor. Abartılan her şeyin bir şekilde zarar verdiği doğru. Çünkü vücuda yeterli olan günlük şeker miktarı maximum 25 gr.

Şeker ve kanser arasındaki ilişkinin ardındaki mekanizmayı anlatmak istiyorum. Aslında bunu tek cümleyle bile açıklamak mümkün: Kanser şekerle beslenir. Alman biyolog Otto Heinrich Warburg, habis tümörlerin metabolizmalarının büyük oranda glikoz tüketimlerine bağımlı olduğunu keşfetti ve bu keşif için Nobel Ödülüne layık görüldü. Dikkatinizi çekerim: Sene 1931! 

Bunun yanı sıra şeker ya da vücudun şeker olarak algıladığı besinleri tükettiğinizde vücudunuz daha fazla oranda insülin hormonu üretir. Bu hormon ise enflamasyonu tetikler.

Bu noktada kalitesiz ve işlemliş yağların (palm, mısır, ay çiçek, kanola vs) da enflamasyona yol açtığını belirtmek istiyorum. İşte kanserden korunmanın en basit yolu: Şekeri ve organizmanın şeker olarak algıladığı bütün basit karbonhidratları ve kalitesiz, zararlı, işlenmiş yağları hayatınızdan çıkarın.

Besicilik ve Kanser 

Kanser vakalarındaki artışın bir nedeni de besicilikteki değişimler. İnekler, koyunlar doğal şekilde olması gerektiği gibi meralarda yayılarak ot yediğinde ve hareket ettiğinde etleri ve sütleri omega-3 yağ asitleri açısından mükemmel bir dengeye sahip olur. Bu da vücuttaki enflamasyonu azaltır ve kanserli hücreleri kontrol altında tutmaya yardımcıdır. Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız bu yazımı okuyabilirsiniz. Fakat maalesef günümüzde besicilik tamamen hayvanların tabıyatına uygun olmayan ve değişmiş ve bir vaziyette. Artık hayvanlar özgürce otlamak yerine ucuz mısır, soya ve buğdayla besleniyor, böylece daha çabuk büyüyor, daha iri oluyor, daha çok et ve süt veriyorlar. Sorun şu ki; bu hayvanlardan elde edilen besinler sadece vitamin ve mineralden yoksun olmakla kalmıyorlar, birde bol miktarda omega-6, ancak çok az miktarda omega-3 içeriyorlar. Omega-6 ve hayvanın verimini arttırmak için verilen hormonlar da enflamasyona neden oluyor. 

Tarım ilaçları ve Kanser

Washington Üniversitesinde yapılan bir araştırmada normal markette bulunan gıdalarla beslenen çocukların idrarında organik gıdalarla beslenenlerle kıyasla dört kat daha fazla toksik madde bulunmuş. Çocuklarımızın sağlıklarını ve geleceklerini korumak için onları mümkün olduğunca organik gıdalarla beslemeye özen göstermeliyiz. Her çocuk tarım ilaçlarıyla zehirlenmemiş gıdalarla beslemeyi hak ediyor. Bu yönde yapabileceğiniz ilk düzenleme yerli ve mevsimsel besin seçimleri. Biliyorum bu söylendiği kadar kolay değil, ama imkânsız da değil. Her birimiz bilinçli bir tüketici, bilinçli bir ebeveyn olmak için bilgi sahibi olmalıyız. Unutmayalım ki marketler bizim beslenmemizden sorumlu değil ve tüketici tarafından talep artması gerekiyorki, rekabet artsın. Gıda sektörü neye talep varsa ona yönelecektir.

Stres ve Kanser

Kanser dediğimiz aslında pek çok fizyolojik faktöre bağlı bir hastalıktır. Kanser hastalarının büyük bir kısmı kanser teşhisi konmadan önceki zamanda büyük bir stres yaşadığını belirtiyor. Tabii ki kanserin böylesi bir stresli dönem yüzünden oluştuğunu söylemek fazla iddialı olur ama stresin kanserli hücrelere daha hızlı çoğalmaları için mükemmel bir ortam sunduğu aşikar. 

Tüm bunlardan bahsederken vücudumuzun birçok hassas dengesinin olduğu ve organizmamızın mükemmel bir uyum içinde komplike bir sistem olduğunu unutmamalıyız. Yediklerimizden hareketsiz bir yaşam sürüp sürmediğimize, maruz kaldığınız toksik maddelerden strese kadar her şey bu hassas dengeyi etkileyebilir. 

Çevresel Faktörler ve Kanser  

Kanser vakalarının sayısı 1950’lı yıllardan beri akıl almaz bir hızla arttığını görüyoruz. Mantiken o yıllardan bu yana nelerin değiştiğine bakacak olursak, günümüzde bu hastalığın neden bu kadar arttığını anlayabiliriz. Öncelikle, daha önce de bahsettiğim gibi, çok miktarda şeker tüketiyoruz. Bu noktada şunu belirtmek isterim ki, İşlenmiş gıdalar da en az şekerli besinler kadar tehlikeli. Kısacası market rafları sağlığımız için son derece zararlı ‘gıdalarla’ dolu. Abur cubur reyonuna değil de, sebze meyve reyonlarına yönelmeliyiz. Peki, hiç paketli ürün tüketmemeye karar versek bile, en doğal ve masum bildiğimiz sebze ve meyvelerde de tehlike gizli: Zirai ilaçlar. 1950’li yıllardan sonra tarımcılıkta kullanılan bu zehirlerle kanser arasındaki ilişki inkar etmek mümkün değil. Tabii tüm bunlara birde plastik (mikroplastik), saç boyası ve deterjanlar gibi maruz kaldığımız sayısız kimyasal da eklenince ortaya sevimsiz bir tablo çıkıyor. Kısacası biz doğadan ve doğaldan nekadar uzaklaşır ve o doğallığı nekadar bozarsak kanser vakaları da okadar artacaktır.  

Kanser riskini artıran faktörler

1. Un, şeker ve tüm işlenmiş gıdalar

2. Endüstriyel yöntemlerle yetiştirilmiş bol hormonlu, antibiyotik içeren hayvanlardan elde edilen et ve hayvansal ürünler

3. Mısır yağı, ay çiçek, soya, palm ve ya kanola gibi kalitesiz, zararlı ve bozulmuş yağ asitleri içeren yağlar

4. Uzun vadeli stres

5. Hareketsizlik

6. Sigara ve çevre kirliliği 

7. Bozulmuş bağırsak florası (bol miktarda antibiyotik kullanımı, şekerli gıdalar)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s